Binder Men Ayarlarini Sifirla.

Anasayfayi Sifirla Binder

Edirne Gezisi

1755-1239429418-edirne_seliEDİRNE’NİN TARİHÇESİ ve GENEL BİLGİLER

Edirne tarihi bir kent olup tarih boyunca da önem ve değerini korumuştur. Edirne’nin ilkçağlarda Orta Asya’dan göç edip buraya yerleşen Traklar tarafından kurulduğu bilinmektedir. Sonradan Büyük İskender buraları Makedonya İmparatorluğu’nun uçsuz bucaksız sınırları içine katmıştır. Daha sonra Romalılar’ın hâkim olduğu bu topraklar 395 yılında Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılmasıyla Doğu Bizans’ın payına düşmüştür. Roma İmparatorlarından II.Hadrianus tarafından yeniden kurulmuşçasına imar edilen kent, onun adına izafeten Hadrianapolis adıyla anılmıştır. 586 yılında Avar Türkleri burayı kuşatmışlar ancak alamadan geri dönmüşlerdir. Bulgar Türkleri ise 914 yılında kenti ele geçirmeyi başarmışlardır. Daha sonra tekrar Bizans’a geçen, 1050 ve 1078 yıllarında Peçenek Türkleri tarafından ikinci kez kuşatılan bu kent nihayet 1361 yılında I. Sultan Murat tarafından fethedilerek, Osmanlı İmparatorluğu’nun taht (baş) şehri olmuş ve 1453 yılında İstanbul fethedilinceye kadar 92 yıl payitaht (başkent) olarak kalmıştır. Bu yıllar içinde de tarihinin en görkemli günlerini yaşamıştır. Edirne, imparatorluğun üniversite şehri olarak tanınmaktaydı. 1745 ve 1751 yıllarında çıkan iki büyük yangın Edirne’yi büyük oranda ortadan kaldırdı.

22 Ağustos 1829 yılında Rusların şehre girip birkaç ay kalmaları Edirne’nin uğradığı ilk işgal felaketi olmuştur. Edirne, 20 Ocak 1887’de tekrar Rusların 13 ay, 26 Mart 1913’te Bulgarların dört ay, 1920’li yıllarda Yunanlıların iki yıllık işgallerine de sahne olmuştur. Bugün yurdumuzun karayoluyla Avrupa’ya açılan sınır kapılarına sahip Edirne şehri, 25 Kasım 1922 yılında düşman işgalinden kurtarılmıştır. Edirne yurdumuzun kuzey batısında olup, Kuzeyinde Istranca Dağları, orta bölümünde Ergene Havzası, güneyinde dağ ve platolar ile Meriç Deltası bulunur. Edirne’de bulunan nehirler içinde en büyüğü Meriç nehridir. Yunanistan ile sınır oluşturan nehrin Türk toprakları ve sınır boyunca uzunluğu 187 kilometredir. Karaağaç üçgeni içinde Türk toprakları içinden geçen kısmı yaklaşık 13 kilometredir. Edirne’de Meriç nehri dışında  Tunca, Arda ve Ergene nehirleri yer almaktadır. Bunlardan toplam uzunluğu 56 kilometre olan Tunca nehrinin 12 kilometrelik bölümü Bulgaristan ile sınır oluşturmaktadır. Edirne, ülkemizin Avrupa’ya kara ve demiryolu ile bağlantısını sağlayan 5 sınır kapısına sahiptir. Kapıkule sınır kapısı, ülkemizin en büyük kara ve demiryolu sınır kapısıdır. Bulgaristan üzerinden Avrupa’ya açılan Kapıkule haricinde, Yunanistan ile Türkiye’yi birleştiren İpsala ve Pazarkule sınır kapıları mevcuttur. Ayrıca Uzunköprü’den yine Yunanistan’a giden demiryolu sınır kapısı mevcuttur. Edirne ili genelinde Osmanlı Türk kültürünü yansıtan 612 tarihi eser vardır. Bu eserlerden bir bölümü (ki bunlar Selimiye Camii, Üç Şerefeli Cami, Kervansaray, Meriç Köprüsü, Eski Cami v.b.) sağlamlılığını korumakta olup halen kullanılmaktadır. Bunlara benzer bir bölüm tarihi yapı da restore edilmektedir.  Ayrıca il genelinde 29 adet SİT alanı mevcuttur.

İstanbul – Edirne otobanı  kısa  bir bağlantı yoluyla E-5 karayoluna ulaşılır. Bu yol üzerinden şehre doğru ilerlerken, şehir siluetindeki hakimiyetini açıkça hissettiren ve sadece iki minaresi görünen Selimiye Camii Edirne’ye yaklaştığınızı müjdelercesine size hoşgeldiniz diyecektir.

EDİRNE’DE GÖRÜLEBİLECEK YERLER:

Saray-ı Atik: Tarihi belge ve kaynaklarda Saray-ı Atik hakkında doyurucu bir bilgiye rastlanmadığı gibi, Saray-ı Atik’in ne olduğuna dair detaylı bir bilgi de bulunmamaktadır. Evliya Çelebi Seyahatnamesi’ne göre, Edirne’de yapılan ilk saray olan Saray-ı Atik, Saray-ı Cedid-i Amire (yeni saray) yapıldıktan sonra Saray-ı Atik (eski saray) adını almıştır. Bilindiği kadarıyla, Edirne’nin fethinden dört yıl sonra Sultan I. Murad tarafından o zaman ki şehrin (Kaleiçi’nin) bir kilometre kuzey doğusunda, kuzey ve doğu vadilerine hâkim bir tepede şimdi Sarı bayır veya Muradiye bayırı denilen yerde sarayın inşasına başlanılmış ve 1365 (H.767) yılında saray inşaatı tamamlanmıştır.

Fatih’in Saray-ı Atik’te doğumu: I. Murad döneminde yapılan Edirne Saray-ı Atik, daha sonraları Yıldırım Bayezid, fetret devri, II. Murat, Mehmet Çelebi dönemlerinde genişleterek büyük bir alana yayılmıştı. Sultan Selim Camii’nden (Selimiye Camii) başlayarak II. Murat Camii ve Mevlevihanesi’ne kadar genişleyen bu Sarayda II. Mehmet doğdu.

TACÜTTEVARİH adlı eserin 1.cildi sahife 344′de, “833 Recebin 7’si Cumartesi günü BAĞ-İ MURAD’TA GÜL-Ü MUHAMMEDİ açıldı” diye yazılmıştır. NEŞRİ TARİHİ de olayın aynı tarihlerde olduğunu söyler. Böylece Fatih Sultan Mehmet 1432 yılının 29 Mart’ında doğumu Saray-ı Atik’te gerçekleşir. Fatih Sultan Mehmet’e II. Murat babasının adını verir ve Fatih Sultan Mehmet tarihimize II. Mehmet olarak geçer.

Saray-ı Cedid-i Amire:(Yeni Saray): Sultan II. Murad tarafından Tunca’nın batısında, 3 milyon metrekare alan üzerine inşaatına başlanan Saray, II. Murad’ın 1451′de ölümünden sonra oğlu Fatih Sultan Mehmet tarafından Mimar Şahabettin’e yaptırılarak tamamlatılmış ve 425 yıl süreyle tipik bir Osmanlı sarayı olarak hizmette kullanılmıştır. 425 yıllık tarihi boyunca üzerinde barındırdığı eşsiz güzellikteki sarayları, köşkleri, kasırları ve diğer birimleriyle, Topkapı Sarayı ile boy ölçüşebilecek kadar öneme ve değere sahip olan bu sarayın bölümlerinden ne yazık ki bir kısmı günümüze ulaşmıştır.

Sultan Camileri: Osmanlı padişahları tarafından yaptırılan camilere “Selâtin Camileri” denmektedir. Bu bağlamda selâtin camilerinin isimleri de genelde o camiyi yaptıran sultanın ismiyle anılmakla beraber, bazen selâtin camileri sınıfında hatırlı kişiler için onların ismi ile anılacak camiler de yaptırılmıştır. Osmanlı Padişahları çoğunluğu Edirne’nin başkent olduğu dönemde olmak üzere Edirne’de birçok cami yaptırmışlardır. Osmanlı ve Edirne tarihinin birer canlı şahidi olan bu eserler:

1)  II. Selim tarafından yaptırılan, Selimiye Camii: Dış avlusuna 4 farklı yöndeki kapıların birinden girebilirsiniz. Girdiğinizde ilk olarak minarelerin birinin yanına varıp, gökyüzüne doğru baktığınızda, ilk şaşkınlığınızı yaşarsınız. Caminin içine girdiğinizde ise bambaşka bir dünyaya ve mekâna ayak basarsınız. Farklı bir sükûnet ve huzuru içinde barındıran Selimiye sizi adeta içine çeker ve bir daha bırakmaz. Selimiye Camii’nin orta noktasına yakın bir yere gelip, kubbeye doğru başınızı kaldırdığınızda, sanki gökyüzüne ve açık bir denize baktığınızda hissedebileceğiniz sonsuzluk hissine kapılırsınız. Sonra Mimar Sinan gelir aklınıza; nasıl bir ustalığın böyle bir yapıyı inşa edebileceğini düşünür ve kendinizi onunla konuşur bulursunuz: Nasıl yaptın bu camiyi, ey mimarların piri, Koca Sinan…

2)  II. Bayezid tarafından yaptırılan, II. Bayezid Camii

3)  II. Murad tarafından yaptırılan, Muradiye Camii,

4)  II. Murad tarafından yaptırılan, Üç Şerefeli Camii: Üç Şerefeli ise uzaktan farklı gelecektir biraz, birbirinden farklı minareleri ile. Yaklaştığınızda ise sadece kapısının debdebesi yetecektir anlamanıza, bir başka dünyaya ve başka yaşanmışlıklara yol veren olduğuna. İçine girdiğinizde belki alışmışsınızdır süslemelere ve bezemelere ama bilin ki o ondan sonra yapılan birçok eserin atası ve birçok mimarın da esin kaynağıdır. Sonra insanlara kulak kesilirsiniz etrafınıza bakarsınız ama yanınızda kimsenin olmadığı görürsünüz. Çok tiyatro, çok sinema görmüşsünüzdür ama Üç Şerefeli’deki ses akustiğini ilk defa göreceksiniz.

5) II. Murad tarafından yaptırılan Dar’ül Hadis camii

4)  Emir Süleyman Çelebi tarafından yapımına başlanan, Musa çelebi tarafından inşaatına devam edilen ve Sultan I. Mehmet’in tamamlattığı Eski Camii: Cami’ye girdiğinizde, ilk bezemeleri ve büyük yazıları görünür ama buraya girdiğinizde Fatih Sultan Mehmet’in, babası Sultan II. Murad’ın kılıç kuşanışlarını hayal eder bulursunuz kendinizi. Ve daha birçok kahramanı görür gibi olursunuz. Onlarla tanışma telaşına düşersiniz.

5)  Yıldırım Bayezid tarafından yaptırılan, Yıldırım Bayezid Camii

6)  I.Murat tarafından, Kilise’den camiye çevrilen Halebî Camii

7)  Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan Kilise Camii

8)  I. Murad tarafından mescit olarak yaptırılan, Kanuni Sultan Süleyman tarafından camiye dönüştürülen, Şeyh Şüca Camii

Bu camilerden, Sultan I. Murat tarafından yaptırılan Halebî Camii ile Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan Kilise Camii günümüze kadar ulaşamamışlardır. Şeyh Şüca Camii ise bir tek minaresi ile ayakta kalmaya ve çevre şartlarına dayanmaya devam etmektedir. Diğer camilerin tamamı ise hala kullanılmakta ve hizmet vermeye devam etmektedir.

Edirne Köprüleri: Edirne, camiler kenti olmasının yanı sıra aynı zamanda bir köprüler kentidir. Tarihi niteliği olan kâgir köprülerden biri hariç tümü ayakta kalarak günümüze ulaşabilmiştir. Edirne şehri, Meriç, Tunca ve Ergene nehirlerinin suladığı bereketli topraklar üzerine kurulmuştur. Bu nehirler ve taşan suların oluşturduğu nehir kollarının üzerinde olmak üzere, 11 adet kâgir köprü inşa ettirilmiştir. Bunların Tunca nehri ve kolları üzerindeki 9 kâgir köprünün 8 adedi günümüze ulaşmış, bir tanesi (Seferşah Köprüsü) ne yazık ki yol yapımı esnasında doldurularak (!) ortadan kalkmıştır. Diğer iki köprüden biri Meriç nehri üzerinde, bir diğeri de Ergene nehri üzerinde (Uzunköprü) günümüze ulaşmıştır. Bugün halen kullanılır haldedirler.

Tunca, Meriç ve Ergene nehirleri üzerindeki kâgir köprüler: Kuzeyden gelen Tunca nehri Sarayiçi mevkiinden hemen önce iki kola ayrılır. Şehrin Sarayiçi ile bağlantısını sağlanması için her iki kol üzerine iki ayrı köprü yaptırılmıştır. Bunlardan ilk kol üzerinde Kanuni Sultan Süleyman tarafından inşa ettirilen Kanuni Köprüsü(diğer adıyla Saray Köprüsü) yer alır. İkinci kol üzerinde ise Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan Adalet Kasrı yanındaki Fatih Köprüsü (diğer adıyla Cephanelik Köprüsü) bulunur. Bu köprülerden geçen Tunca Nehrinin her iki kolu birleşir ve suları yaklaşık bir kilometre sonra bir başka köprü ile karşılaşır, bu köprü Sultan II. Murat ve Fatih Sultan Mehmet dönemi vezirlerinden Şehabeddin Paşa tarafından yaptırılan Şehabeddin Paşa Köprüsü (bugün bilinen adıyla Saraçhane Köprüsü)’dür. Bir miktar daha yol alan Tunca nehri yine iki kola ayrılır. Edirne’yi Sultan II. Bayezid Külliyesi’ne bağlayan bu iki köprüden ilki Sultan II. Selim tarafından Mimar Sinan’a inşa ettirilen Yalnızgöz Köprüsü’dür. İkinci kol üzerinde ise Sultan II. Bayezid tarafından Külliye ile birlikte yaptırılan II. Bayezid Köprüsü yer alır. Tunca nehri üzerindeki bundan sonraki geçit olarak ise Edirne’nin ilk kâgir köprüsü olan, akıncı beylerinden Gazi Mihal Bey için yaptırılan Gazi Mihal Köprüsü yer alır. Tunca’nın taşan sularına karşılık olarak Gazi Mihal Köprüsü’nün devamı niteliğindeki iki köprüden Seferşah Köprüsü Kapıkule yoluna dolgu olmuş ve günümüze ulaşamamıştır. Diğer köprü olan Yıldırım Köprüsü ise çoğu işlevini yitirmiş olsa da günümüzde kullanılmaya devam etmektedir. Tunca Nehri üzerindeki son köprü, Ekmekçioğlu Ahmed Paşa Köprüsü veya Tunca Köprüsü olarak bilinir. Diğer bir ismi de Eski Köprü’dür. Edirne Karağaç bağlantısını sağlayan köprülerden ilkidir. Meriç nehri üzerinde yer alan tek köprü ise Sultan II. Mahmut zamanında başlanan ve Sultan Abdülmecid zamanında bitirilen Meriç Köprüsü’dür. Edirne’nin en göz alıcı köprüsü ise Uzunköprü ilçesindeki Uzunköprü veya eski adıyla Ergene Köprüsü’dür. II. Murat’ın yaptırdığı kâgir Ergene Köprüsü’nün dünyanın en uzun ikinci taş köprüsü olduğu ifade edilmektedir.

NEFAİS-İ PAYİTAHT: (BAŞKENT’İN DEĞERLİ ESERLERİ): Osmanlı ve önceki dönemlerden günümüz Edirne’sine ulaşan birçok değerli tarihi eser bulunmakla beraber, bu eserlerden bir kısmı yok olmuş, bir kısmı da ne yazık ki hasar görmüş olarak restore edilmeyi beklemektedir.

Yol Geçen Hanları: (Kervansaraylar): Ana yollarda kervanların konaklaması için yapılan büyük hanlardır. Edirne ise konumu itibariyle kervanların çokça geçtiği bir yerdi, bu yüzden de kervansaraylar, Edirne’de önemli bir yere sahiptir. Osmanlı döneminden günümüze kadar ulaşan kervansaraylar Rüstem Paşa Kervansarayı ve Ekmekçizade Ahmet Paşa Kervansarayı’dır. Bunların dışında restore edilmeyi bekleyen Enez Sahil Kervansarayı da Edirne’nin tarihi değerlerinden biridir.

Osmanlı döneminin alış-veriş merkezleri: Çarşılar: Genelde cami yakınlarına inşa edilen çarşılar, halka alış-veriş olanağı sunarken, şehir dışından camileri ziyarete gelenlerin de uğrak yeri olmuş ve Edirne’nin gelişmesine büyük katkı sağlamışlardır. Edirne çarşıları, sahaftan hediyelik eşyaya, şekerciden tekstil ürünlerine, mis sabunundan kuyumculara kadar geniş kapsamlı bir alışveriş imkânı sunar. Edirne İpek yolu üzerinde olmadığı halde büyük kervan yolu üzerinde bulunması, dolayısıyla artan ekonomi ve ticaret yoğunluğunu karşılamak, hem de cami ve imaretlere gelir sağlamak amacıyla kent içerisinde birçok han, bedesten, kervansaray ve çarşılar yapılmıştır. Kapalı çarşıların çoğu akar (irat) olarak Edirne’de yapılmıştır. Özellikle hem Edirne’de hem de Trakya’da bulunan camilere akar olarak yapılan kapalı çarşılardan günümüze ulaşanları Bedesten, Arasta ve Ali Paşa çarşılarıdır. Üç Şerefeli Cami’den çıkıp da karşıya geçtiğinizde Ali Paşa Çarşısının ön  kapısını görürsünüz. İçeriye doğru adım atmanızla beraber uzun bir tünelde sanırsınız kendinizi. Geçmişte altın, gümüş satan esnafın bir arada toplanıp 100 bekçi tarafından korunduğu Ali Paşa’daki yolculuğunuzda siz de o esnaftan farklı; yazın sıcaklığından, kışın soğukluğundan kaçıp barınırsınız Ali Paşaya. Kapalı çarşılar yapılış türlerine göre adlandırılmışlardır. Örneğin, Bedesten dolaplı olarak yapılmış ve değerli eşyalar dolaplarda korunmuştur. Arasta ise tek bir esnaf türüne göre yapılmış ve ayakkabıcı esnafı burada toplanmıştır. Ali Paşa Çarşısının da aynı şekilde değerlendirildiği bilinir. Bu çarşılardan halen Arasta, Kapalıçarşı ve Bedesten çalışır durumda olup şehrin önemli turizm ve ekonomi merkezlerini oluşturmaktadır.

Temizliğin ve güzelliğin sembolleri; Hamamlar: Edirne’de Hamamlar, dıştan tüm iddiasız, sade görünüşlerine karşın, iç mekânda zengin, Anadolu-Türk mimarisinde matematiğin, geometrinin, geometri ile bezeme arasındaki ilişkinin ve çeşitliliğin yaşayan kanıtları olarak ayrı bir güzelliğe sahiptir. 2. Murad dönemi hamamlarının bir çoğu günümüze kadar ulaşmış olsa da, 15. ve 16.yy kaynaklarına göre 35 hamam varken bunların önemli bir bölümü 17.yy’ a kadar bile varlığını sürdürememiştir. Günümüze bunlardan 12’si kısmen yıkık olarak ulaşmıştır. Günümüzde ise sadece 2 hamam hizmet vermektedir.

Edirne Medreseleri: Medreselerin, Ratip Kazancıgil’in Türkçeleştirdiği Riyaz-i Belde-i Edirne adlı eser’de 49 olarak sıralandığı görülmektedir. Ancak bu medreselerden sadece 4 tanesi günümüze kadar gelebilmiştir. Bunlar Dar’ül Kurr’a, Medrese-i Etibba (Bayezid Külliyesi yapılarından biri)Saatli ve Peykler Medreseleridir.

Dar-ül Kurr’a Medresesi: Selimiye Camii ön-sağında, İkinci Selim tarafından Mimar Sinan’a yaptırılan Kur’a Medresesi Arastanın yakınındadır. Şimdi Etnografya Müzesi olarak kullanılmaktadır.

Bayezid Medresesi: Badi Efendi 1487′de yapıldığını belirttiği Medrese için: “çatısı taştan kubbeli” dedikten sonra; “Bitişiğinde bir de Dar-ül-şifa vardır” açıklamasında bulunmaktadır.

Saatli Medrese: Üç Şerefeli Camii yanındadır ve II. Murat tarafından 15. yy’ de yaptırılmıştır.

Peykler Medresesi: Saatli Medresenin yanındadır. Bu medreseye Peyki, diğer adla Çifte Medrese de derler. Çatısı taş kubbelidir. Peyk ise; padişah yanında bulunan hizmetli askerlere denmektedir. Selamlık olaylarında ve resmi günlerde, padişahın önünde iki taraflı sıra ile ve değişik giysileriyle giderlermiş… Bunların bir bölümüne de “solak” denmekteymiş. Vakıflara aittir.

Edirne Kalesi (Castrum): 1500 yıllık bu kaleden günümüze ulaşan ayakta kalan bölüm Saat Kulesi ve itfaiye kulesi denilen kale kulesi ile bu kulenin hemen yanında yer alan kale duvarlarıdır. Edirne Kalesi, Roma İmparatoru Hadrianus tarafından, bir çeşit savunma kalesi  olarak, castrum şeklinde bir kare planda, dört köşesinde ve kuleler arasında bulunan büyük, yuvarlak oniki burçtan  inşa edilmiştir.

Doyum yeri(AŞEVİ): İmaretler: Günümüzde pek çok şehirde sadece Ramazan aylarında kurulan iftar çadırları gibi imaretlerin de işlevi yoksul halkı doyurmaktı… Tarihi belge ve kayıtlar, mevcut bina veya kalıntıları ve canlı kaynaklar, Edirne ili merkezinde dokuz imaretin bulunduğunu göstermektedir. Bunlar kuruluş tarihlerine göre:

1- Yıldırım Bayezid İmareti (Eski İmaret),
2- Gazi Mihal Bey İmareti (Orta İmaret),
3- Muradiye İmareti (Mevlevihane İmareti),
4- Mezit Bey İmareti(Yeşilce),
5- Balaban Paşa İmareti,
6- İbrahim Paşa İmareti,
7- Evliya Kasım Paşa İmareti,
8- Seyitler İmareti, (Fazlullah paşa)
9- Sultan II. Bayezid İmareti, (Yeni İmaret)’dir.

Edirne’nin su kemerleri: Meriç, Arda ve Tunca gibi önemli nehirlere sahip Edirne, tarih boyunca su kemerleri sayesinde kentin su ihtiyacını karşılamıştır. 35 km’yi bulan sutaşıma sistemleri Edirne’ye suyu Taşlımüsellim kaynaklarından ve Pravadi deresinden taşımışlardır. Günümüzde bu kemerler halen ayakta ve işler durumdadır. 35 km uzunluğundaki Edirne sutaşıma sistemi Kanuni Sultan Süleyman’ın eşi Haseki Hürrem Sultan adına Mimar Sinan tarafından inşa edildiği genel kabul görür. 1553 yılında yaptırılan Kanuni köprüsü de Taşlımüsellimden gelen suyu saraya taşımak üzere yaptırılmış ve suyun Adalet ve Terazi Kasırlarına geçişine imkân vermiştir. Edirne sutaşıma sistemi 35 kilometre uzaklıkta ve 150 metre yüksekliğindeki Taşlımüsellim kaynaklarından ve 5,5 kilometre uzaklıkta 115 metre yüksekliğindeki Pravadi (Sinanköy) su kaynaklarından sağlanmıştır. Bu sistem, 90 metre yüksekliğindeki ana toplayıcı sisteme kadar 0,5 metre ile 1,6 metre arasında değişen meyillerle Edirne’ye kadar uzanmıştır. Sistemde 3,9 kilometre uzunluğa sahip 5 tünel ve farklı uzunluk ve yüksekliklere sahip 12 adet gösterişsiz su kemerinden meydana gelmektedir. Bunlar arasında en göz alıcı olanı 105 metre uzunluğundaki Yedigöz Kemeridir.

Başlıca Su Kemerleri: Sistemde 12 kemer mevcuttur. Bu kemerlerin büyük çoğunluğu tek gözlü ve orta yüksekliktedir. Adından da anlaşılacağı üzere Yedigöz kemerinde yedi göz mevcuttur. Bu kemerlerin uzunlukları 20 metre ile 105 metre arasında değişmekte ve toplam uzunluk 520 metreyi bulmaktadır. Pravadi kolu üzerinde 1 adet, Taşlımüsellim kolu üzerinde 4 adet ve ortak kullandıkları 7 kemer mevcuttur.

Hançerli Kemer: Taşlımüsellim kaynağından çıkan su Kavaklı köyünün alt tarafında bu kemere gelir. Kesme taştan inşa edilmiştir, kemer tek gözlüdür. Kemer şekli sivridir. Üzeri kesme taşlardan iki tarafa hafif meyilli örtü sistemiyle (semender çatı şeklinde) yapılmıştır.

Ortakçı Kemeri: Ortakçı köyünün alt tarafında bulunan bu kemer, kesme taştan inşa edilmiştir, tek kemer gözlüdür. Kemer şekli sivridir. Üzeri kesme taşlardan iki tarafa hafif meyilli örtü sistemiyle semender çatı şeklinde yapılmıştır.

Arap Kemeri: Ortakçı  köyüne yakın bulunan bu kemer kesme taştan inşa edilmiş olup, tek kemer gözlüdür. Kemer şekli sivridir. Üzeri kesme taşlardan iki tarafa hafif meyilli örtü sistemiyle semender çatı şeklinde yapılmıştır.

Karayusuf Kemeri: Karayusuf köyünün  yakınında bulunan bu kemer kesme taştan inşa edilmiş olup, tek kemer gözlüdür. Kemer şekli sivridir. Üzeri kesme taşlardan iki tarafa hafif meyilli örtü sistemiyle semender çatı şeklinde yapılmıştır.

Çifte Kemer: Hıdırağa Korusu başında bulunan bu kemer kesme taştan inşa edilmiş olup, tek kemer gözlüdür. Kemer şekli sivridir. Üzeri kesme taşlardan iki tarafa hafif meyilli örtü sistemiyle semender çatı şeklinde yapılmıştır.

Kurt Kemeri: Mimar  Sinan Döllük Köyü yakınında Kurtkemer deresinde bulunan bu kemer kesme taştan inşa edilmiş olup, tek kemer gözlüdür. Kemer şekli sivridir. Üzeri kesme taşlardan iki tarafa hafif meyilli örtü sistemiyle semender çatı şeklinde yapılmıştır.

Yedigöz Kemeri: Hıdırağa Köyü  yakınında bulunan bu kemer, kesme taştan inşa edilmiş olup, 7 kemer gözlüdür. Kemer şekli sivridir. Üzeri kesme taşlardan iki tarafa hafif meyilli örtü sistemiyle semender çatı şeklinde yapılmıştır. İki başında dört köşe havalandırma bacaları  vardır.

Bahçe Kemeri: Değirmen Sırtlarında bulunan bu kemer, kesme taştan inşa edilmiş olup, tek kemer gözlüdür. Kemer şekli sivridir. Üzeri kesme taşlardan iki tarafa hafif meyilli örtü sistemiyle semender çatı şeklinde yapılmıştır.

Hıdırağa Kemeri: Hıdırağa Köyünün yakınında bulunan bu kemer   kesme taştan inşa edilmiş olup, 3 kemer gözlüdür. Kemer şekli sivridir. Üzeri kesme taşlardan iki tarafa hafif meyilli örtü sistemiyle semender çatı şeklinde yapılmıştır.

Üçgöz Kemeri (Ağa Hamamı): Ağa Hamamı  Suyu  yakınında bulunan bu kemer,  kesme taştan inşa edilmiş olup, 3 kemergözlüdür. Kemer şekli sivridir. Üzeri kesme taşlardan iki tarafa hafif meyilli örtü sistemiyle semender çatı şeklinde yapılmıştır.

Oğlanlı Kemeri: Hasanağa Köyü yakınında bulunan bu kemer, kesme taştan inşa edilmiş olup, tek kemer gözlüdür. Kemer şekli sivridir. Üzeri kesme taşlardan iki tarafa hafif meyilli örtü sistemiyle semender çatı şeklinde yapılmıştır.

Hasanağa Kemeri: Hasanağa yakınında bulunan bu kemer, kesme taştan inşa edilmiş olup, tek kemer gözlüdür. Kemer şekli sivridir. Üzeri kesme taşlardan iki tarafa hafif meyilli örtü sistemiyle semender çatı şeklinde yapılmıştır.

Edirne Tabyaları (Tabya: Küçük istihkâm veya silâhla donatılmış yapı): Duvar kalınlığı bir metreyi geçen taş ve tuğla duvarlardan inşa edilmiş 30 adet tabya, Balkan Savaşı’nda önemli rol oynamış ve tarihe geçen Edirne savunması 155 gün boyunca bu tabyalardan yapılmıştır. Kentin savunmasına büyük yararları dokunan tabyaların en görkemli ve büyüğü, Hıdırlık Tabyası’dır. Şükrü Paşa, Edirne’yi kentin etrafında bulunan 30 adet tabyadan savunuyordu. Bu Tabyaların adları şöyledir:

1) HIDIRLIK TABYA, 2) KARTALTEPE TABYA, 3) MARAŞ TABYA, 4) KARAAĞAÇ TABYA, 5) AYVAZOĞLU TABYA, 6) KARAGÖZ TABYA, 7) KAZANOVA TABYA,
8) ARNAVUTKÖY TABYA, 9) AYVAZBABA TABYA, 10) YILDIZ TABYA,
11) KESTANELİK TABYA, 12) CEVİZLİK TABYA, 13) KARTALTEPE TABYA (Yunanistan’da), 14) K.TAŞ TABYA, 15) B.TAŞ.TABYA, 16) KEMER TABYA,
17) AYNALI TABYA, 18) TOPRAK TABYA, 19) BAŞHÖYÜK TABYA,
20) DOĞANCI TABYA, 21) ESKİ TABYA, 22) TOPYOLU TABYA, 23) KAVKAS TABYA, 24) YASSI TEPE TABYA, 25) BAĞLARBAŞI TABYA, 26) ABDURRAHMAN AĞA TABYA, 27) ARDA TABYA, 28) KIYIK TABYA, 29) BOSNAKÖY TABYA
30) MUHİDDİNTEPE TABYA.

Edirne Saat Kulesi: Ahşaptan yapıldı, yangında kül oldu… Bu sefer taş ve tuğladan yeniden yapıldı, depremde hasar gördü, direndi. En sonunda yıkılma riski taşıyor ve şehrin siluetinde “görüntüyü bozuyor” diye dinamitle havaya uçuruldu…

Edirne Saat Kulesi, Osmanlı Saat kuleleri içinde Neo klasik mimarisi ile dikkati çekmiştir. Kulenin saati, 1926 yılında Mustafa Şem’i Pak tarafından yenilendi fakat 1953 yılında kule depremde hasar gördü.

Kule ile ilgili, Ahmet Emin Yalman imzalı bir yazıda şu satırlar yer alıyordu: “Edirne’deki bütün bu güzellikler arasında göze çirkin görünen bir eser de vardır. Bu da Edirne’nin saat kulesidir. Bizans Devrinde inşa edilmiş olan bir sur üzerine 80 yıl önce yapılmış olan bu kule, bütün o harikulade sanat abideleri arasında göze batan bir zevksizlik numunesidir”. Bu yazı üzerine zamanın Edirne Belediyesi, İstanbul Teknik Üniversitesi’nden yıkıma dair bir rapor hazırlattırarak, bu rapordan sonra Belediye tarafından 6 Temmuz 1953′de dinamitlenerek yıktırıldı. Böylece XIX. yüzyıl sonlarının Edirne’ye özgü bu karakteristik yapısı, yerle bir edilmiş oldu ve adeta terk edilmiş gibi zamanla bugünkü halini aldı.

Tarihi Edirne Binaları: Edirne Belediye Binası, Edirne Sanat Okulu, İnönü İlkokulu, İstiklal İlkokulu, Karaağaç Gar Binası, Zorlutuna Konağı.

Tarihi Edirne Çeşmeleri: Riyaz-ı Belde-i Edirne (Edirne Şehri Bahçeleri) adlı eserin yazarı Ahmet Badi Efendi de, eserinde Edirne çeşmeleri hakkında özel olarak 1300 adedin üzerinde çeşme bulunduğunu, tarihi bilinenleri ve yaptıranları belli olan 123 adedinin isimlerini ve bulundukları yerleri belirtmekte, bunlar haricinde 67 çeşmenin daha bulunduğunu kaydetmektedir.

Bilinen başlıca çeşmeler:

II. Bayezid Külliyesi önündeki Sinan Ağa Çeşmesi,

İbrahim Çeşmesi(Kıyık semtindeki Musalla çeşmesi),

Çatal Çeşme,

Muradiye Camii önündeki Sultan Selim Çeşmesi,

Beylerbeyi Camii haziresinin köşesindeki Sinan Ağa Çeşmesi,

Bulgaristan şosesi üzerinde Abdülaziz (Asım Paşa) Çeşmesi,

Açık Cezaevi önündeki Valide Sultan Çeşmesi,

Hacı Adil Bey Çeşmesi,

Arastanın karşısındaki Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Çeşmesi.

Edirne Şehitlikleri ve Anıtları: Edirne’nin içinde ve yöresinde bir çok şehitlik ve Şehit Anıtları vardır. Bu şehitliklerin bulunduğu yerlere bazılarına hemen savaştan sonra, bazılarına yıllar sonra anıt veya taş sütunlar konmuş, fakat bazılarına ise hiçbir anı işaret konmamış ve bunlar unutulmaya yüz tutmuş olarak arazi üzerinde kaybolup gitmişlerdir. Şehitlik ve Şehit Anıtlarının bulunduğu yerlerde ya şiddetli savaşlar olmuştur, ya da göğsümüzü kabartan savaş menkıbelerinin geçtiği yerler olarak tarihimize yazılmıştır.

Sabuncu Bağları Şehitliği, Cevizlik Şehitliği, Kestanelik Şehitliği, Mezartepe Şehitliği(Edirne-İstanbul yolunun sol tarafında Hadımağa’nın kuzey doğusunda, şimdiki Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi tesislerinin bulunduğu yerdedir), Yassı Tepe Şehitliği (Edirne – Avarız köyü solunda, köyün 1,5 km. güney batısındadır), Kartaltepe Şehitliği (Edirne – Karaağaç istasyonunun 8 km. güney batısında Tatar köyünün kuzeyindedir), Sultan Selim Camii Şehitliği (Caminin kıble yönünde bulunan Hünkâr mezarlığı içerisinde yer almaktadır), Küçük Döllük Şehitlik Anıtı(Küçük Döllük köyünde Edirne-Lalapaşa yolunun sol tarafında köy camisi bitişiğindedir), Arnavutköy Şehitliği (Babadan Oğula Anıtı-Hasanağa köyü batısında Edirne ile Küçükdöllük köyü arasındadır), Geçkinli Şehit Anıtı (Geçkinli-Süloğlu yolunun Süloğlu çıkışında 500 metre kadar solunda, Geçkinli’yi Yağılı köyüne bağlayan yol kenarındadır), Hasköy Şehitliği Anıtı (Köy içinde Edirne-Kırklareli şosesinin sağ tarafında sağlık evi bahçesindedir),

Edirne Arkeoloji ve Etnografya Müzesi: İki bölümden oluşan müzenin Etnografya bölümünde Osmanlı dönemine ait eşyaların yanı sıra, Edirne’ye özgü süsleme sanatı olan edirnekâri işlemelerle süslenmiş malzemeleri yakından inceleyebilirsiniz. Arkeoloji bölümünde ise tarih öncesi dönemlerle Roma ve Bizans dönemlerine ait yazıt ve eşyaları görerek, tarihi bilginizi görsel öğelerle süslemiş olacaksınız.

Türk İslam Eserleri Müzesi: Pek çok medeniyete ve dolayısıyla da pek çok inanca tanıklık etmiş Edirne’de en fazla İslam dininin izleri görülmektedir. Osmanlı’daki islami inancın etkilerini giyimden, ev eşyalarına kadar Edirne’nin sosyal hayatında görmek mümkündür. Selimiye Külliyesi kapsamında yer alan Dar-ül Tedris Medresesinde 1971 yılında yeniden düzenlenmiştir. Müzede pehlivan eşyaları, tekke eşyaları, işleme ve levha ürünler, silahlar, Osmanlı çini ve seramikleri, saraydan kalan mutfak eşyaları, ahşap eşyalar sergilenmektedir. Müze, Pazartesi günleri dışında, haftanın kalan günlerinde açık olup; Müzeyi gezmek isteyenler, sabah 08:30-12:00, öğleden sonra 13:00-17:00 saatleri arasında müzeyi ziyaret edebilirler.

Sağlık Müzesi: Sağlık Müzesi, dekoru ve konu mankenleriyle ziyaretçilerine dikkat çekici bir atmosfer sunarken, Osmanlı döneminin şartlarını ve tedavi yöntemlerini de oldukça gerçekçi bir şekilde yansıtmaktadır. Edirne’de Yeni İmaret semtinde Tunca Nehri kıyısında kurulan Sultan II. Bayezid Darüşşifası, Osmanlı Padişahlarından Sultan II. Bayezid tarafından 1484 yılında temeli atılıp, 1488 yılında hizmete açılan Edirne Sultan II. Bayezid Külliyesi’nin birimlerinden biridir. Avrupa Konseyi tarafından 2004 yılı Avrupa Müzesi Ödülü’ne layık görülerek Trakya Üniversitesi Sultan II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi, 27 Nisan 2004 tarihinde Fransa’nın Strasbourg kentinde düzenlenen törenle ödülünü alarak Edirne’nin haklı gururu olmuştur.

Şükrü Paşa Anıtı ve Balkan Savaşları Müzesi: Osmanlı’nın son günlerinde yapılan Kıyık Tabyası daha sonra Balkan Savaşında Bulgarlar tarafından kuşatılan Edirne’nin savunulmasında da kullanılmıştı. Bugün müze haline getirilen bu tabyalarda, Edirne kuşatılması yıllarında sivil halkın ve askerlerin yaşadığı olumsuz koşullar konu mankenleriyle canlandırılarak o zor günler anlatılmaya çalışılmıştır. Kuşatma sırasında gerek bombardıman sonucu şehit düşenlerin gerekse esir olarak kaldıkları Sarayiçi’nde kolera, tifo gibi hastalıklara, açlık ve soğuğa yenik düşmüş binlerce asker ve sivilin anısına dikilmiş bir anıt bulunmaktadır.

Tüm bunlardan sonra, sorarsanız ne yiyelim diye, deriz ki;

Ciğer yemeli:Yemek seçiminde ilk sırayı Edirne Ciğeri alır kuşkusuz. Hiç ciğer yememiş biriyle ciğeri çok seven birinin tek ortak görüşüdür; Edirne ciğerinin lezzeti. Çok pişmişi çıtır olur, az pişmişi bol vitaminli… Kuru biber ısırığındaki çıtırtı cacık veya ayranla bütünleşir damağınızda… Ve sonrasında tanıdıklarınıza anlatacak bir konu daha olmuştur bu derin Edirne gezinizde. Sonra tatlı olarak ta;

Badem ezmesi yemeli: Badem ezmesi diye bir şey duydunuz mu? Adını duyduysanız eğer, mutlaka başında bir de Edirne duymuşsunuzdur. Şekerleme çeşidine giren badem ezmesinin her ısırığı ağzınızda dağılarak size bambaşka bir tatlıyı keşfettirecek. Ve dönüş yolculuğuna başlamadan önce hatıra olarak anlatacaklarınızın ve çektiğiniz fotoğrafların yanında bir de sevdikleriniz için  Edirnekari  götürülmeli bizce. Haaa, bu arada kendinize bir ev hediyesi almak isterseniz, Edirne hatırası mis sabunlarını mutlaka görün diyoruz.

Hayırlı yolculuklar ve iyi gezintiler…

Edirne Yolunda : http://vimeo.com/7291012

Yorum Bırakın

google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google google